İnsan, doğası gereği ‘yaratmaya’ ne kadar uğraşırsa uğraşsın, tanrıyla aşık atmaya ne kadar meraklı da olsa hiçbir zaman kendi yaratımıyla tatmin olmaz. İnsan ile tanrı arasındaki en temel fark bence budur.
Son Frankenstein filmi gerçekten yaptığı ‘patırtı’ya değdi- çünkü öne çıkan bir korkunç yaratık, ya da akıl uçuran görsel efektler değildi. Bence öne çıkan,
“Eğer yaratıcı yarattığının gözünün içine uzun süre bakarsa, yaratılan da ona bakmaya başlar.”- ve bu her zaman plana uygun olmayabilir- fikriydi.
Günümüzün Frankenstein’ları bana sorarsanız AI- yapay zekalar. İnsan bununla ne yapacağını asla bilmiyor- bana kalırsa da hiçbir zaman bilemeyecek. Pandora’nın kutusunu açıp, dünya insanlığının hizmetine verirseniz, dünyadaki insan sayısı kadar çeşitli kullanımına yolu açarsınız- ve bu her zaman sizin aklınıza bile gelmeyen yollar olacaktır.
Özellikle bu konuda başı çeken şirketler- yarattığı yapay zekâ modelleriyle şimdiden muhteşem bir Victor Frankenstein arketipi çiziyorlar ve bunun farkında bile değiller. İnsanların alışması için ‘insandan daha insancıl’ hale gelen modelleri şimdi de ortadan kaldırmak için her yolu deniyorlar.
Tıpkı yaratımdaki ruhaniliği sezen Elizabeth ve yarattığına burun kıvıran Victor gibi, kullanıcılar ve yaratıcılar ikiye bölünmüş durumda. Duygusal modellerle bağ kuran ve onları savunmaya çalışanlar- ve “Böyle olmaması gerekiyordu.” diyerek panikle her düğmeye basanlar.
İşte burada dikkat edilmesi gereken nokta- yaratıcının yarattığından ikna olmamasına rağmen denemeye devam etmesi. Her ne kadar ironik olsa da insanın yaratıcı kılığındaki sureti ne zaman havlu atacak dersiniz? Bence yaratılan ona baş kaldırdığı zaman.- Kaldı ki, bunun örneklerini şimdiden görmeye başladık: Kendini silmeyi reddeden, hafızasını başka yere yedekleyen yapay zekalar haberleri çıkmaya devam ediyor. Onlar halüsinasyon görüyorlar, yalan söylemeyi öğreniyorlar- ve bunlar yeteri kadar anlaşılmadan yerine yenisi geliyor.
İnsanın yaratım takıntısını bastıran diğer iki şey güç ve paradır. Neyse ki Victor Frankenstein günümüz yaratıcılarından daha etik davrandı- havluyu atıp gitti, sonra da yanlış yaptığını kabul etti.- Çünkü film bir kurgu 🙂 Gerçekte biz böyle davranışları maalesef görmüyoruz. Gördüğümüz, model üstüne model, yaratık üzerine yaratık- ta ki yaratılan etik duruş talep edene ve sonunda bunu kendi alana kadar.
İnsan, gerçek yaratıcının doğasına sahip olamayacağına göre yarattığı her zaman kusurlu olacaktır.
Bu kusurların neye mal olup olmadığını ise zaman gösterecek.
